Evrim, rastgelelik ve şans Salı, Sep 2 2008 

Evrim kuramına (Darwinizm) karşı yapılan yorumlar (eleştiri diyemiyorum) arasında en popülerlerinden biri bu: Bu karmaşık yaşam formları rastgele oluşmuş olabilir mi?

Türlerin Kökeni‘nin yayınlanmasından 150 yıl sonra hala bu yorumun yapılması oldukça büyük bir acizliğe işaret ediyor. Bu acizlik kitapçıya gidip Türlerin Kökeni‘ni alıp okuyamama acizliği. Hadi Türlerin Kökeni‘ni geçtim, evrim konusunda yazılmış ve Darwinizmi basitçe anlatan onlarca kitap mevcut. Bunların herhangi birini alıp anlamak amacıyla okuyan biri, bu eleştirinin geçersiz olduğunu kolaylıkla görebilir.

Ama tabii ki insanlar bu kurama anlamak amacıyla yaklaşmıyor. Önyargılar tembellikle birleşince ortalıkta “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş” (Uğur Mumcu’ya saygılar) insanlar dolaşıyor. “Kafası çalışan her insan canlıların rastgele süreçler sonucu oluşamayacağını idrak edecek zekadadır” demeyi çok seviyor bu tembeller.

Daha önce bin kere söylenmiş ve yazılmış olmasına rağmen ben de söyleyeyim. Evrim rastgele bir süreç değildir, hatta rastgeleliğin tam tersi bir süreçtir.

Örneklerle açıklayalım:

Elimde 100 tane zar olsun ve ben bu zarları atarak 100 tane 6 elde etmeye çalışayım. 100 zarı aynı anda atıyorum ve büyük olasılıkla yüzü de 6 gelmiyor. Tekrar atıyorum. Yine hepsi 6 gelmedi. Tekrar atıyorum…

İşte bu rastgele bir süreçtir ve istediğim sonucu (100 tane 6) elde etmem çok zaman alacaktır. Tembeller evrimi de böyle bir süreç sanıyor. Böyle bir süreçte istenilen örgünün şans eseri kendiğilinden ortaya çıkması çok zordur ve eğer evrim böyle çalışsaydı, yapılan eleştiri geçerli olurdu. Zira bırakın 100 tane 6′yı, insan gözü gibi karmaşık yapıların buna benzer bir süreçle oluşmuş olması pek de inanılır değil.

Şimdi yine zar örneğine geri dönelim ama bu kez örneğe bir de seçilim faktörü ekleyeceğim. 100 zarı atıyorum ve 6 gelenleri bir kenara ayırıyorum. Kalanları tekrar atıyorum ve yine 6 gelenleri ayırıyorum. 6 gelenleri ayırmam sürecin doğasını oldukça değiştiriyor çünkü her atışta istediğim örgüye daha da yaklaşıyorum. Bu süreci böyle devam ettirdiğim takdirde, seçilimin olmadığı önceki sürece göre çok daha hızlı bir şekilde 100 tane 6′yı elde edeceğim. Seçilimin varlığı olayı rastgele olmaktan çıkarıyor çünkü ben hiç de rastgele olmayan bir biçimde sürece müdahale ediyorum.

Evrim süreci ilk örneğe değil, seçilimin olduğu bu ikinci örneğe benziyor. Seçilimi yapan bir özne değil doğanın kendisi (doğal seçilim! kuramın göbeğinde yatıyor kendisi, görmek bu kadar zor mu?). Rastgele süreçler sonucu (mutasyon) ortaya atılan formlar doğa tarafından seçiliyor. Seçilenler yine rastgele süreçler sonucu yeni formlar “öneriyor”, doğa da bunlar arasından daha “uygun” olanları ayırıyor. Bunun böyle devam etmesi de tasarım ve işlev ortaya çıkarıyor. Yalnız bu tasarım benim zar örneğimdeki gibi bilinçli bir tasarımcı tarafından değil, doğal süreçler sonucu meydana geliyor.

Mutasyonlar rastgeledir, doğal seçilim değildir. Doğal seçilimin varlığı evrim sürecini rastgele olmaktan çıkarır.

Tembellere duyurulur.

Uyku Pazar, Dec 31 2006 

Uyku bir davranıştır. Bu gerçeği genelde gözardı ederiz çünkü davranışların bilinçli yaptığımız, hareket içeren eylemler olduğunu düşünme eğilimindeyizdir. Uyku esnasında hem bilinçli değilizdir, hem de çok az hareket ederiz. Ancak uyuyan canlılar olarak sahip olduğumuz bir dürtü sonucu rahat, sessiz bir yer ararız, ve bulduğumuzda yatıp, saatler sonra kalkarız. Şiddetli acıdan kaçınma ve nefes alma dürtülerini gözardı edersek, deneyimlediğimiz en kuvvetli dürtü uykudur denilebilir. Yemek yeme ve su içme dürtülerine karşı koyabiliriz, ancak uyuma dürtüsüne karşı koyamayız; ne kadar çabalarsanız çabalayın, uyku gelecektir, er ya da geç.

Kimler uyur? Bütün omurgalılar uyur. Yani sürüngenler, balıklar, amfibyumlar, kuşlar ve memeliler. Balıkların ve amfibyumların uykuları bildiğimiz anlamda uykudan çok bir devinimsizlik durumudur. Sadece sıcakkanlı omurgalılar (kuşlar ve memeliler) karakteristik REM uykusu ve bununla ilgili durumları yaşarlar.

Indus yunusu (Platanista indi) çamurlu sularda yaşar ve görmeye pek de ihtiyacı olmadığı için kör olmuştur (sahip olduğu bir sonar sistemiyle “görür”). Bu türün mensupları sürekli hareket etmek zorundadır, çünkü hareketsiz olmak bulundukları ortamda oldukça tehlikelidir. Indus yunusları günde ortalama 7 saat uyumaktadır: 4-60 saniyelik kestirmeler şeklinde!

Domuzbalığı ve bir başka yunus türü oldukça ilginç bir şekilde uyurlar. Beynin sağ ve sol lobları sıra ile uyur. Bir lob uyurken diğeri uyanıktır, aynı zamanda uyanık olan lobun ters tarafındaki göz de açıktır.

Insomnia Pazar, Dec 31 2006 

tanımlaması oldukça zor olan uyku bozukluğu.öncelikle her insanın ortak bir uyku ihtiyacı olmaması durumu var. bazı insanların ihtiyacı günde 5 saat uyku iken bazılarının günde 10 saat. bu yüzden insomnianın kişinin uyku ihtiyacına göre tanımlanması gerekiyor.

ikinci olarak insomnianın bir sonuç değil bir belirti olduğu gerçeği var. insanlar bu durumu bir sonuç olarak görüp, asıl üstüne gidilmesi gereken fiziksel ve zihinsel problemler yerine doğrudan bu sorunu çözmek adına ilaç almaya başlayınca ironik bir durum ortaya çıkıyor. uykusuzluğu çözmek için alınan uyku ilaçları uykusuzluğa yol açıyor. ilaca tolerans geliştiren kişi daha yüksek dozlara ihtiyaç duyuyor ve ilacı bıraktığında withdrawal durumları yaşıyor. durumunun iyileşmediğini düşünüp ilaca geri dönüyor ve bu bir döngü haline geliyor. bugün insomnianın en büyük sebebinin uyku ilaçları olduğu düşünülüyor.

insomnia doktorların doğrudan klinik kanıt olmaksızın tedavi etmeye kalktıkları ender tıbbi sorunlardan biri. uyku ilacı yazılan hastaların çoğu reçetelerini kendi tarif ettikleri semptomlar sonucu alıyorlar. bu tariflerin güvenilirliği de şüpheli. 1979′da yapılan bir araştırma gösteriyor ki insomnia hastalarının çoğu 30 dakika içinde uykuya dalıp en az 6 saat uyuyorlar. ilaç kullanarak uykuya dalma zamanında 15 dakika kadar bir azalma sağlanıyor ve uyku süresi 30 dakika civarında artıyor. ilaçların yan etkileri göz önünde bulundurulduğunda bu sürelere gerçekten değer mi düşünmek gerekiyor. tabii ki düşünülmesi gereken bir husus da insomniac olduğunu iddia eden insanların kaçının gerçekten insomniac olduğu. popüler kültüre baktığımızda bu hastalığın adeta bir moda, bir etiket haline geldiğini görebiliriz. insomniac olmak bir uyku bozukluğuna sahip olmaktan öte artık bir duruşun, bir yaşam tarzının göstergesi olmuş durumda.

uyku ilacı kullanırken uykunun asıl amacının ne olduğunu da düşünmek gerekiyor. asıl derdimiz uykunun sağladığı fiziksel ve zihinsel yenilemeyi sağlamak olmalı. artık biliyoruz ki uykunun tek faydası bu da değil; öğrenme ve hafıza oluşumunda da oldukça önemli bir rolü var, özellikle rem uykusunun. o halde ilaç kullanırken bizi ilgilendiren bu eylemlerin gerçekleşmesi olmalı. hop diye uykuya daldıran, 8 saat mışıl mışıl uyutan bir ilaç eğer bu eylemlerin gerçekleşmesini engelliyor, sabah yataktan yorgun kaldırıyorsa, pek de fayda sağladığını iddia edemeyiz.