Richard Dawkins Perşembe, Aug 28 2008 

Richard Dawkins kendisine gelen emailları okuyor:

http://www.i-am-bored.com/bored_link.cfm?link_id=33122

Night – Elie Wiesel (ve Kötülük Problemi) Salı, Aug 26 2008 

Never shall I forget that night, the first night in camp, that turned my life into one long night seven times sealed.

Never shall I forget that smoke.

Never shall I forget the small faces of the children whose bodies I saw transformed into smoke under a silent sky.

Never shall I forget those flames that consumed my faith forever.

Never shall I forget the nocturnal silence that deprived me for all eternity of the desire to live.

Never shall I forget those moments that murdered my God and my soul and turned my dreams to ashes.

Never shall I forget those things, even were I condemned to live as long as God Himself.

Never.

Elie Wiesel 1944 yılında, 13 yaşında bir çocukken Transilvanya’daki köyünden alınarak, bütün ailesi ve köydeki tüm yahudilerle birlikte Auschwitz’e götürülmüş. Ailesini fırınlara kurban vermiş ancak kendisi sağ kalmayı başarmış. 1958′de yaşadıklarını kitap haline getirmiş ve 1986′da Nobel Barış Ödülü’nü kazanmış. Bu ince kitap (“Night”) Auschwitz-Birkenau ve sonrasında Buchenwald’da başından geçenleri anlatıyor.

Kitap oldukça vurucu. Keyifle değil gerginlikle okudum diyebilirim. Wiesel iki kere fırının ucundan dönmüş, “Ölüm Meleği” Dr. Josef Mengele tarafından muayene edilmiş (ve sağ kalmış!), önce annesini ve kardeşlerini, daha sonra da babasını kaybetmiş ve kendi deyimiyle “hayatta kalmak için birşey yapmadan”, tamamen şans eseri kurtulmayı başarmış.

Kitap, konusu ve önemi itibariyle okunmayı gerektiriyor zaten. Ama bence bir önemli özelliği daha var: dindar bir gencin, karşılaştığı kötülükler karşısında inancıyla hesaplaşmasını ve yitirme noktasına gelmesini anlatıyor. Bunun, felsefede “kötülük problemi” adı verilen argümanla doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Kötülük problemi Tanrı’nın varlığına karşı kullanılan argümanlardan birisidir. Tanrı’ya atfedilen özelliklerle dünyadaki gerçeklerin örtüşmemediğine dikkat çeker. Şöyle:

Eğer Tanrı’nın gücü herşeye yetiyorsa,
Eğer Tanrı herşeyi biliyorsa,
ve eğer Tanrı iyi yürekli, kullarını seven ve koruyan bir varlıksa,

Dünyada neden acı, kötülük ve ızdırap var?

Dünyada acının, kötülüğün ve ızdırabın olması tartışılmaz bir gerçek. Durumun böyle olması garip, çünkü Tanrı herşeyi bilir ve dünyadaki halin böyle olacağını biliyordu. Gücü herşeye yettiği için eğer isteseydi tüm acıyı, kötülüğü ve ızdırabı yok edebilirdi.

Yani Tanrı eğer isteseydi insanı yaratırken insan psikolojisinden zalimliği, saldırganlığı, iktidar hırsını çıkarabilirdi. Diğer canlıları yaratırken mikropları, parazitleri ve virüsleri yaratmayabilirdi. Evrenin ve Dünya’nın düzenini kurarken depremleri, fırtınaları ve tayfunları ortadan kaldırabilirdi. Bütün bunları yapmadı, ancak yapmamasının nedeni “yapamıyor olması” olamaz, çünkü gücü herşeye yeter. Olayların böyle olacağını “bilmiyor olması” da olamaz, çünkü herşeyi bilir.

Geriye ne kalıyor? Tanrı kötülüğü ve acıyı ortadan kaldırmadı, çünkü kaldırmak istemedi. Böyle bir Tanrı nasıl sonsuz derecede “iyi” olabilir? Nasıl bizi seviyor olabilir?

Dünyadaki ortamla ilgili gözlemimiz, bizi Tanrı’nın bu üç özelliğinin tutarsız olduğu sonucuna götürüyor. Tanrı’nın ya herşeye gücü yetmiyor, ya herşeyi bilmiyor, ya da iyi kapli değil; bizi sevmiyor.

Bu argümana verilen klasik cevaplara da bakalım:

1) İyilik olması için kötülük olmak zorundadır.

O halde Tanrı kötülüğün olmadığı, ancak iyiliğin olduğu bir dünya yaratamıyor ve bu da Tanrı’nın herşeye gücünün yetmesi ile çelişiyor. Bazen deniyor ki Tanrı ancak mantıksal olarak imkanı olan şeyleri yaratabilir (örneğin dört kenarlı üçgen mantıksal olarak mümkün değildir) ve iyiliğin olup kötülüğün olmaması mantıksal olarak mümkün değildir. Tabii bunun neden mantıksal olarak mümkün olmadığını göstermek pek kolay değil.

2) Kötülüğün olması insanların suçudur. İradesizliğin, inançsızlığın sonucudur.

Bu cevap da yine Tanrı’nın özellikleri ile çelişiyor. Tanrı insanların ne mal olduğunu hepimizden iyi bilmektedir. Öyleyse neden insanları böyle yaratmıştır? İnsanları daha farklı yaratma seçeneği varsa (ki olmak zorundadır), neden bu şekilde, iradesiz ve zayıf yaratmayı seçti? Ayrıca bu alemdeki bazı kötülükler ve acılar insanlar tarafından meydana getirilmiş değildir. Deprem gibi doğa olayları bu kadar acı ve ızdıraba yol açarken Tanrı neden bunlara izin vermektedir? Afrika’da, 4-5 yaşında masum çocukların ne günahı, ne yanlışı, ne suçu vardır ki gözleri kurtlar ve parazitler tarafından yenmektedir?

3) Tanrı insanları denemektedir. Kötülük yapanlar için adalet sonraki dünyada gelecektir.

Kimse kusura bakmasın ama böyle bir Tanrı’nın “iyi” olduğu iddia edilemez. Tanrı pekala insanları kobay haline getirmeden de sonsuz mutluluk ve sonsuz acı dağıtabilir. Neden bu kadar vahşi bir test kafesini tercih etmiştir? Bütün dünyada masum bebeklerin çektiği acılar böyle açıklanabilir mi? Doğuştan tip 1 diyabet hastası bir çocuğa bunu nasıl açıklayacaksınız?

4) Tanrı bütün evreni kusursuz bir sistem olarak yaratmıştır. İyilik ve kötülük kaynakları da bu sistemdeki yerleri sebebiyle vardır.

Bu biraz 1. cevaba benziyor, dolayısıyla benim de cevabım benzer olacak: Kötülük kaynaklarının daha az olduğu ya da hiç olmadığı bir sistem mümkün değil miydi? Tanrı’nın böyle bir sistem kurmaya gücü yetmez miydi? Tamam, bize acı çektiren bazı şeylerin bu sistemde çok önemli yerleri var (zehirli yılanlar, akrepler, çeşitli mikroorganizmalar). Ancak bazıları için bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Örneğin Tanrı neden HIV’i yaratmıştır? Bu virüsün sistemdeki elzem rolü nedir, insanların ölümüne yol açmak dışında? Hangi biyolojik süreçlerde HIV “olmazsa olmaz” bir rol oynamaktadır? Bilgim dahilinde söyleyebileceğim, HIV’in böyle elzem bir rolü yoktur. O halde Tanrı neden HIV’in olmadığı bir dünya yaratmayı seçmemiştir?

5) Tanrı’nın metodları ve düşündükleri bilinemez. Elbet vardır bir bildiği. Sen kimsin ki bunu anlamaya çalışıyorsun?

Maalesef bu cevaba karşı verilebilecek bir yanıt yoktur çünkü hiçbir argüman, hiçbir mantık, hiçbir düşünce bu duvarı geçemez. Bu cevap insan aklının bittiği, teslimiyetin başladığı yerdir. Bu sebeple ben kaçar… kkthxbai

Kötülük problemine şöyle bir giriş yaptıktan sonra gelelim tekrar kitaba. Özellikle Auschwitz gibi ortamlarda, işkencenin ve zulmün hüküm sürdüğü yerlerde kötülük problemi daha da büyük ve gerçek bir problem haline geliyor. Bakınız böyle bir ortamda Wiesel’ın aklına neler gelmiş:

“Blessed be God’s name…”

Thousands of lips repeated the benediction, bent over like trees in a storm.

Blessed be God’s name?

Why, but why would I bless Him? Every fiber in me rebelled. Because He caused thousands of children to burn in His mass graves? Because He kept six crematoria working day and night, including Sabbath and the Holy Days? Because in His great might, He had created Auschwitz, Birkenau, Buna, and so many other factories of death? How could I say to Him: Blessed be Thou, Almighty, Master of the Universe, who chose us among all nations to be tortured day and night, to watch as our fathers, our mothers, our brothers end up in the furnaces? Praised be Thy Holy Name, for having chosen us to be slaughtered on Thine altar?

And I, the former mystic, was thinking: Yes, man is stronger, greater than God. When Adam and Eve deceived You, You chased them from paradise. When You were displeased by Noah’s generation, You brought down the Flood. When Sodom lost your favor, You caused the heavens to rain down fire and damnation. But look at these men whom You have betrayed, allowing them to be tortured, slaughtered, gassed, and burned, what do they do? They pray before You! They praise Your name!

The God Delusion Salı, Aug 14 2007 

Richard Dawkins’in son kitabı (2006).

Dawkins’in sıkı bir ateist olduğu herkes tarafından biliniyor ve bu kitabı gördüğümde, açıkçası heyecanlandım. Dawkins ateist olmakla ve bunu savunmakla kalmamış, yaratılışçılara, dindarlara ve genel olarak dine karşı bir “cephe” açmış bir bilim insanı. Bu konuda konuşmalar yapıyor, televizyon programları hazırlıyor, kitaplar/yazılar yazıyor, din adamları ve yaratılışçılarla çeşitli ortamlarda tartışmalara girmekten çekinmiyor, hatta zaman zaman bu tartışmalara girmeye oldukça hevesli gibi gözüküyor. Bağıran ve hatta çağıran bir ateist olmasının yanında anti teizmin de bayrağını taşıyor. Türkiye’de yaşasa günleri sayılı olurdu eminim (Turan Dursun‘u hatırlayınız).

Dawkins’in bu hevesi haliyle bir takım eleştirilerin de oluşmasına yol açmış. Kendisini eleştirdiği kökten dinciler kadar dogmatist ve köktenci olmakla suçlayanlar var.

Atheism Tapes isimli BBC belgeselinde Jonathan Miller, Daniel Dennett‘e şu soruyu yöneltmişti: “Dinin bizim gibileri ezmek istediği enerji ile dini ezen bir kitap yazmayı düşünür müsünüz?” Dennett’in cevabı ise bence durup düşünmeyi gerektiriyor: “O kitabı yazmayı çok isterim. Ama insanı korkutan, arkasından ne geleceği.” Bildiğim kadarıyla Dennett o kitabı bu röportajdan sonra yazdı (Breaking the Spell), ancak yine de zamanında bu cevabı vermiş olması, dinin çoğunluktan aldığı güç ve “inanca saygı” kalkanı sayesinde düşünürleri ve entellektüelleri – her ne kadar bir ateist olarak seslerini yükseltseler de – anti teist olma konusunda frenleyebildiğini gösteriyor. Yaptıkları ve yazdıklarıyla (özellikle The Blind Watchmaker) kendini frenlemediğini bildiğimiz Dawkins’in, gaza bastığı kitap bu.

Açıkçası Tanrı’nın varlığına dair argümanların derin bir analizi olacağını düşünmüştüm. Bu açıdan beklediğimi bulamadım. Bunun iki sebebi olabilir diye düşünüyorum: Dawkins bu kitapla mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaşmayı hedeflemiş ve bu argümanların analizi yer yer oldukça teknik bir hal alabiliyor. Okuyucularını sıkmamak istemiş olabilir. Bir diğer ihtimal de bu argümanları çok da fazla ciddiye almıyor olabilir. Kozmolojik, ontolojik ve teleolojik argümanlar elbette ki üzerinde konuşulması gereken argümanlar ancak uzun ve detaylı bir analize gerek yok diye düşünmüş olabilir. Bu argümanlara bir bölüm, yani yaklaşık 30 sayfa ayrılmış ve eğer niyetiniz bu konuda bilgi sahibi olmaksa çok da doyurucu bir içerik bulamayacaksınız.

Kitabın geri kalanı için aynı şey geçerli değil. Dinin kökleri, ahlakın kökleri, değişen ahlak anlayışı (Zeitgeist), dine karşı neden saldırgan olmak gerektiği ve din eğitiminin tartışıldığı bölümler var ve bu bölümler oldukça iyi. Şahsen zeitgeist kısmından çok keyif aldım. Dawkins’in bu konularda tecrübesi ve birikimi muazzam ve başka yerde zor karşılaşacağınız alıntıları, tartışmaları ve olayları bu kitapta bulabilirsiniz. Özellikle eski ve yeni ahitteki bazı bölümler ve kargo kültleri hakkındaki kısımlar beni epey şaşırttı. Benim için kitabın değeri de burada: uzak olduğum hıristiyan camiasında olup biten tonla şey öğrendim ve çoğu çok şaşırtıcıydı. Yakın geçmişteki gazetelerden, konuşmalardan ve kitaplardan çok sayıda alıntı var ve hemen hemen hepsi hedefi vuran cinsten.

Sonuçta insanı içine çeken ve okuması keyif veren bir kitap olmuş: Uzun, ama kesinlikle karmaşık ya da sıkıcı değil. Dindar bir insanı ikna edebileceğini sanmıyorum, ama kararsızları ikna etmede başarılı olabilir. Bir ateiste ise haz vereceği kesin.

Douglas Adams‘a adanmış olması da ayrıca güzel:

In Memoriam

Douglas Adams (1952-2001)

‘Isn’t it enough to see that a garden is beautiful without having to believe that there are fairies at the bottom of it too?’ 

Dünyada Ateizm Cuma, Jul 13 2007 

Herhangi bir toplumda kaç kişinin Tanrı’ya inanıp inanmadığını belirlemede metodolojik zorlukların olduğu aşikardır. İnsanlar anketlere katılmak için can atmazlar ve katılımın yüzde elliden az olduğu anketlerin genellenmesi sorunludur. Aynı şekilde, katılanların rasgele seçilmediği anketler de genellenemez.

 

Oranlara ulaşmadaki bir diğer sorun da politik ve kültürel ortamlardır. Katılanların kimliğinin gizliliği garanti edilse bile, inanma ya da inanmama özgürlüğünün totaliter bir rejim tarafından baskı altına alındığı toplumlarda, bireyler dürüst cevap vermekten çekinirler. Devlet baskısı olmayan “rahat” toplumlarda bile, “ateist” kelimesine yüklenen negatif anlamlar sonucunda, Tanrı’ya inanmadığını açıkça belirten bireyler bile kendilerine “ateist” etiketini yapıştırmakta pek de hevesli değillerdir. Örneğin bir araştırmaya göre (Greeley, 2003) Norveçlilerin %41′i, Fransızların %48′i ve Çeklerin %54′ü Tanrı’ya inanmadıklarını söylerken, bu insanların sırasıyla %10, %19 ve %20’si kendilerini “ateist” olarak tanımlamaktadır. Bir diğer problem de terminoloji ile ilgili. “Dindar” ya da “Tanrı” kelimeleri farklı toplumlarda farklı anlamlar alabilmekte, bu da toplumlar arası karşılaştırmaları güç kılmaktadır.

 

Bunları akılda tutarak bu konuda ulaşılan sonuçlara bakalım. Oranlar, en erken 90′ların başı, en geç ve çoğunlukla da 2004 yılında yapılan anket sonuçlarını göstermektedir. Sonuçların çoğu Inglehart ve arkadaşları tarafından 2004 yılında yapılan anketlerden gelmekte ve kendini “inanmayan, agnostik ya da ateist” olarak tanımlayan insanların toplam nüfusa oranlarını göstermektedir (agnostik olmak ve ateist olmak aynı şey değildir ancak agnostisizm “zorunlu olarak” negatif ateizmi barındırır. Bu önemli ayrım için şurdaki yazıya bakabilirsiniz).

 

 

Latin Amerika

 

Meksika: %2–7

Arjantin: %4–8

Uruguay: %12

Şili: %3

El Salvador, Guatemala, Bolivya, Brezilya, Kosta Rika, Kolombiya, Ekvador, Nikaragua, Panama, Peru, Paraguay, Venezuela: %0–2

 

Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, ABD

 

Avustralya: %25

Kanada: %28

Yeni Zelanda: %20–22

ABD: %6–9

 

Avrupa

 

Britanya: %31–44

Fransa: %43–54

İsveç: %46–85

Danimarka: %43–80

Norveç: %31–72

Finlandiya: %28–60

Hollanda: %39–44

Almanya: %41–49

İsviçre: %17–27

İspanya: %15–24

İtalya: %6–15

Belçika: %42–43

Arnavutluk: %8

Bulgaristan: %34–40

Çek Cum.: %54-61

Slovakya: %10–28

Hırvatistan: %7

Bosna: %6

Romanya: %4

İrlanda: %4–5

Portekiz: %4–9

Slovenya: %35–38

Macaristan: %32–46

Polonya: %3–6

İzlanda: %16

Yunanistan: %16

Kıbrıs: %4

Türkiye: %0–2

 

Rusya ve Doğu Bloğu Ülkeleri

 

Rusya: %24–48

Beyaz Rusya: %17

Ukrayna: %20

Letonya: %20–29

Litvanya: %13

Estonya: %49

Ermenistan: %14

Azerbeycan: %0–1

Gürcistan: %4

Kazakistan: %11–12

Kırgızistan: %7

Moldova: %6

Özbekistan: %4

Tacikistan: %2

Türkmenistan: %2

 

Asya

 

Çin*: %8–14

Hindistan: %3–6

Japonya: %64–65

Vietnam: %81

Tayvan: %24

Kuzey Kore*: %15

Güney Kore: %30–52

Moğolistan: %9

Kamboçya: %7

Singapur: %13

İran: %0–5

Endonezya, Bangladeş, Brunei, Tayland, Sri Lanka, Malezya, Nepal, Afganistan, Pakistan, Filipinler: %0–1

 

Afrika*—

 

Kongo: %2–3

Zimbabwe: %4

Mozambik: %5

Güney Afrika: %1

Diğer: %0–1

 

Orta Doğu

 

Lübnan: %3

İsrail: %15–37

Ürdün: %1–5

Mısır: %1–5

Irak, Suriye, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen: %0–2

 

Karayipler

 

Küba: %7

Trinidad ve Tobago: %9

Jamaika: %3

Haiti: %0–1

Dominik Cum.: %7

* Çeşitli sebeplerden pek de güvenilir olmayan sonuçlar

 

 

—–Ateist nüfus oranında ilk 50—–

1. İsveç %46–85

2. Vietnam %81

3. Danimarka %43–80

4. Norveç %31–72

5. Japonya %64–65

6. Çek Cumhuriyeti %54–61

7. Finlandiya %28–60

8. Fransa %43–54

9. Güney Kore %30–52

10. Estonya %49

11. Almanya %41–49

12. Rusya %24–48

13. Macaristan %32–46

14. Hollanda %39–44

15. Britanya %31–44

16. Belçika %42–43

17. Bulgaristan %34–40

18. Slovenya %35–38

19. İsrail %15–37

20. Kanada %19–30

21. Letonya %20–29

22. Slovakya %10–28

23. İsviçre %17–27

24. Avusturya %18–26

25. Avustralya %24–25

26. Tayvan %24

27. İspanya %15–24

28. İzlanda %16–23

29. Yeni Zelanda %20–22

30. Ukrayna %20

31. Beyaz Rusya %17

32. Yunanistan %16

33. Kuzey Kore %15

34. İtalya %6–15

35. Ermenistan %14

36. Çin %8–14

37. Litvanya %13

38. Singapur %13

39. Uruguay %12

40. Kazakistan %11–12

41. Estonya %11

42. Moğolistan %9

43. Portekiz %4–9

44. ABD %3–9

45. Arnavutluk %8

46. Arjantin %4–8

47. Kırgızistan %7

48. Dominik Cum. %7

49. Küba %7

50. Hırvatistan %7

 

Dünyada ateist kişi sayısı (tahmini): 505–749 milyon

 

Bu sayı dünyadaki Mormonların 58 katı, Yahudilerin 41 katı, Sihlerin 35 katı ve Budistlerin 2 katıdır. Ateizmi bir inanç olarak düşündüğümüzde Hıristiyanlık (2 milyar), İslam (1,2 milyar) ve Hinduizm’den (900 milyon) sonra dünyada dördüncü sıradadır.

Yorumlar:

İnançsızlık konusunda uluslar arasındaki bu ciddi farklılıkların hesabı nasıl verilebilir? Özellikle Güney Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’da çok az ateist varken Avrupa’da bu sayının artmasının sebebi ne olabilir? Inglehart ve Norris’e (2004) göre, gıda, sağlık ve konut açısından “rahat” olan toplumlarda dindarlık azalmakta, insan hayatının daha az güvende olduğu toplumlarda ise dini inançlar güçlü kalmaktadır (İki istisna: Vietnam (%81 ateist) ve İrlanda (%4–5 ateist)).

 

Burada devlet baskısı ile gelen ateizmi (Rusya ve Kuzey Kore’de olduğu gibi) ve kendi kendine oluşan ateizmi (organik ateizm) ayırmak gerekiyor. Öyle görünüyor ki yüksek oranda organik ateizm olan toplumlar dünyadaki en sağlıklı, en zengin, en iyi eğitimli ve en özgür toplumlardır. 2004 yılında yayınlanan “İnsani Gelişim Raporu”na göre (okur-yazar oranı, kişi başına düşen gelir, eğitim seviyesi ve doğum anında tahmini yaşam süresi gibi kıstaslara göre hazırlanmış), en yüksek puanı alan ilk 5 ülke (Norveç, İsveç, Avustralya, Kanada ve Hollanda), organik ateizmin yüksek seviyede olduğu ülkelerdir.

 

Bir başka dikkat çeken husus da cinayet, bebek ölümleri ve cinsiyet eşitliği konularında iyi durumda olan toplumlar, yine organik ateizmin yüksek oranda görüldüğü toplumlardır. İntihar oranlarında ise bunun tersi bir durum söz konusudur.

Özetle, organik ateizm seviyesinin yüksek olduğu ülkeler toplumsal sağlık açısından ilerde olup, ateist sayısının yok denecek kadar az olduğu ülkeler bu açıdan geridedir. Tabii ki burada ateizmin toplumsal rahatlık ve sağlığa neden olduğu iddia edilemez. Vurgulamak istediğim ateizm ve toplumsal sağlık arasında bir korelasyon (ilgileşim??) olduğudur.

Bu veriler aynı zamanda tanrı inancının doğuştan geldiği, zihnimizin yapısının bir sonucu olduğu tezine de ağır bir darbe vurmaktadır.

Kaynak:

Phil Zuckerman, Atheism: Contemporary Numbers and Patterns (2007)

One God Further Cuma, Jul 13 2007 

 

We are all atheists about most of the gods that societies have ever believed in (like ancient greek gods). Some of us just go one god further.

Richard Dawkins

 

Anti Teizm Cuma, Jul 13 2007 

Dine, ve özellikle organize dine karşı olma durumu olup bazı ateistlerin savundukları pozisyondur. Mutlaka kuvvetli bir tanrı inancına sahip olup da dinlerin zararlı olduğuna inanan insanlar da vardır, ancak sayılarının oldukça az olduğuna inanıyorum. Anti teistler  dinlerin yarardan çok zarar getirdiğini iddia ederler.

Aklıma ilk gelen isimler Daniel Dennett, Richard Dawkins, Colin Mcginn ve Steven Weinberg.

Ateizm nedir?? Cuma, Jul 13 2007 

Ateizm iki anlama gelir bunlardan birine pozitif ateizm, diğerine negatif ateizm denilebilir. Bu anlam karmaşasının nerden kaynaklandığını anlamak için “ateizm” kelimesinin sözlük anlamına ve etimolojisine bakmak gerekir.

Sözlükte ateizme baktığımızda (çoğu zaman) “tanrının var olmadığına inanma” şeklinde tanımlandığını görürüz. Yunanca köklerine baktığımızda ise “a”, yani “değil, -sız” ve “theos” yani tanrı köklerinden oluştuğunu görürüz. Buna göre ateizm, “tanrının varlığına dair bir inanca sahip olmama” durumudur.

 

Ateizmin pozitif ve negatif olarak ikiye ayrılmasının sebebi budur ve gerekli bir ayrımdır. “x’in var olmadığına dair bir inanca sahip olma” ve “x’in var olduğuna dair bir inanca sahip olmama” oldukça farklı iki durumdur. “Tanrı vardır” önermesine p diyelim. Sözlük anlamına göre bir ateist p’yi reddeden, p’nin doğruluk değerinin “yanlış” olduğuna inanan kişidir (pozitif ateizm). Yunanca köklerine göre ise bir ateist p’ye inanmayan, inanmak için yeterli sebep olduğunu düşünmeyen ya da p inancından yoksun olan kişidir (negatif ateizm). Bir tarafın belirleyici özelliği var olan bir inanç (tanrı yoktur), diğer tarafın belirleyici özelliği ise bir inancın eksikliğidir.

 

Toparlayalım. Pozitif ateizm “tanrının var olmadığına dair bir inanca sahip olma“, negatif ateizm ise “tanrının var olduğuna dair bir inanca sahip olmama” şeklinde tanımlanır.

 

Bir pozitif ateist aynı zamanda negatif ateist olmak zorundadır (p’nin doğruluk değerinin yanlış olduğuna inanan kişi zorunlu olarak p’ye inanmamaktadır, aksi halde oldukça garip bir durum ortaya çıkar), ancak bunun tersi zorunlu değildir. Bir agnostik de zorunlu olarak negatif ateisttir çünkü tanrının var olduğuna dair bir inanca sahip değildir; ya p’ye inanmak için yeterli sebep olmadığını ya da p’ye inanmak ya da inanmamak için var olan sebeplerin birbirini götürdüğünü düşünmektedir. Bu bağlamda agnostisizm pozitif ateizme karşıt bir görüştür, ancak negatif ateizmi içinde barındırır.

 

Doğal olarak akla gelen soru şudur: tarih boyunca bu kadar çeşitli dinler ve tanrılar varsa, bir ateistin inanmadığı tanrılar hangileridir? Burada yine bir ayrıma gitmek zorundayız. “Dar” anlamıyla bir ateistin inanmadığı, reddettiği tanrı teizmin var olduğunu iddia ettiği tanrıdır. “Geniş” anlamıyla kullanıldığında ateizm tarih boyunca ortaya çıkmış tüm tanrılara inanmamaktır.

Teizmin tanrısı için şuraya, bütün tanrıları içine alan ve geniş anlamıyla ateizmin reddettiği tanrı için de şuraya bakınız.

 

Anlam karmaşaları ve kafa karışıklıkları ile bezenmiş bir tartışma yaşamamak için “ateistim” diyen insana sorulması gereken (ya da ateist olduğuna inanan insanın düşünmesi gereken) iki soru vardır:

  1. Pozitif ateizm mi yoksa negatif ateizm mi?
  2. Geniş anlamıyla ateizm mi yoksa dar anlamıyla ateizm mi?

 

Ek 1: Allah’ın var olmadığına inanıyorsanız dar anlamıyla pozitif ateistsinizdir. Bu durumun savunulması için yapılması gereken iki iş vardır: 1) Teistik tanrıya (bu durumda Allah) inanmak için öne sürülen sebeplerin temelsiz olduğu gösterilmelidir. 2) Teistik tanrıya inanmamak için sebepler öne sürülmeli ve savunulmalıdır.

 

Ek 2: Anti Teizm

 

Kaynaklar:

 

Routledge Encyclopedia of Philosophy, 1998

Oxford Dictionary of Philosophy, 1996

The Cambridge Companion to Atheism, 2007